Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı Özersay: Federal çözüm gerçekçi değil, masada iki devletli işbirliği modelleri olacak

İKİNCİ SANCAK - Mayıs 27, 2019 11:20 am A A

Kuzey Kıbrıs’ta yeni hükümetin kurulmasının hemen sonrasında Sputnik’e röportaj veren Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay “Kıbrıs’ta federal çözümün artık gerçekçi bir zemini yok. Bundan sonra masada, iki devletin, illa birbirini tanımasına gerek olmadan işbirliğine gideceği modeller olacak” şeklinde konuştu.

Kuzey Kıbrıs’ta 15 ay süren koalisyon hükümeti bozulmasının sonrasında, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Halkın Partisi (HP) koalisyon hükümeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı tarafından onaylandı. Söz konusu hükümet değişimi, Doğu Akdeniz’de doğalgaz arayışları ekseninde hızla tırmanan gerilim ve çekişmeyle eş zamanlı olması itibariyle önemli. Zira, 2008 yılında İsrail’in Doğu Akdeniz’de milyarlarca metreküp doğalgaz bulduğunu ilan etmesi ve 2010’da Rum yönetimiyle beraber Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması imzalamasıyla başlayan bu kriz, bugün içerisinden çıkılması zor bir hal aldı. 2003-2007 yılları arasında İsrail’in sonrasında Mısır ve Lübnan’la da MEB anlaşması imzalayan Güney Kıbrıs, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın bütün itirazlarına 2011’de petrol ve doğalgaz aramalarına başladı. Bunun üstüne Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Kıta Sahanlığı Anlaşması’na imza atsa da, bugün Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın karşısında Güney Kıbrıs’ın yanı sıra, İsrail, Mısır, Lübnan, Türkiye’ye ekonomik yaptırım çağrısı yapan Yunanistan, Güney Kıbrıs’ı silahlandırmayı gündemine alan ABD ve Güney Kıbrıs’la adadaki bir deniz üssünün kullanımında anlaşan Fransa bulunuyor.

TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS’IN YOL HARİTASI NE OLACAK?

Tüm bu dengeler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs’ın dirsek teması kilit önem taşıyor. Peki, başbakanlığını Ersin Tatar’ın, başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevini Kudret Özersay’ın üstlendiği bu yeni hükümetle, Türkiye, Doğu Akdeniz’de hangi müşterek adımları atacak? Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin doğalgaz arama faaliyetleri konusunda bundan sonra nasıl bir tutum takınacak? Güney Kıbrıs- İsrail- Yunanistan cephesine karşı nasıl bir tutum belirlenecek? Hükümet protokolünde yer alan “KKTC Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir işbirliği ve dayanışma halinde Doğu Akdeniz bölgesindeki meşru hak ve çıkarlarını koruyacak ve imkân olan her uluslararası platformda bu konudaki haklılığını gündeme getirecek” maddesi nasıl hayata geçecek? Sputnik’in bütün bu sorularına Kuzey Kıbrıs Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay cevap verdi.

BAKAN ÖZERSAY: YENİ KOALİSYON OLARAK FEDERASYON DIŞINDAKİ ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİN MASAYA GELMESİ KONUSUNDA HEMFİKİRİZ

Kuzey Kıbrıs Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay “Yeni hükümetle beraber Türkiye-KKTC ilişkilerinin seyrinde nasıl bir değişim beklemek gerekir? Kuzey Kıbrıs Başbakanı Tatar’ın altını çizdiği üzere Kıbrıs konusunda, Türkiye ile aynı düşünceye sahip bir hükümet göreve gelmiş durumda mıdır?” sorusuna şu şekilde cevap verdi:

“Açıkçası, önceki hükümet döneminde de bir husus haricinde Türkiye’yle tam bir görüş birliği söz konusuydu. Örneğin, Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü’nün adadaki mevcudiyeti, bu gücün Kıbrıs’ta kalmaya devam edip etmeyeceği, hangi statüde olacağı ile yetki ve sorumluluklarının ne olacağı gibi konularda Türkiye’yle tam bir istişare halindeydik. Bunun dışında, ara bölgenin statüsü ve Kıbrıs Türk tarafının da ara bölge kapsamında sahip olduğu haklarla Kıbrıslı Türklerin doğalgaz konusundaki hakları gibi konularda Türkiye ile uyumlu bir dış politikamız vardı. Yurtdışındaki temaslarımız, İslam İşbirliği Teşkilatı, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nda Kıbrıslı Türklerin üzerindeki haksız izolasyondan kurtulması bağlamında vereceğimiz mesajlar konusunda da Türkiye ile hep uyum içerisindeydik. Ancak şimdiki hükümetle birlikte önceye kıyasla önemli tek bir fark var. Türkiye Cumhuriyeti, bir süredir Kıbrıs’ta federal bir çözümün artık gerçekçi bir zemini olmadığını ve Kıbrıs Rum tarafının isteksizliği sebebiyle federal zeminde yürütülen müzakerelerin sonuç vereceğine inancı kalmadığını söylüyordu. Ancak önceki hükümet döneminde, ‘Kıbrıs sorununun çözümü hangi zeminde olmalı?’ sorusuna dört koalisyon ortağı olarak ortak bir yanıtımız yoktu. Ancak yeni kurulan hükümetin koalisyon protokolünde açık bir biçimde ‘Kıbrıs’ta federal çözüm zemininin gerçekçi ve gerçekleştirilebilir olmadığı, 50 yılı aşkın zamandır süren federasyon müzakereleri ile artık federal çözümün tüketilmiş bir çözüm önerisi olduğu net bir biçimde ortaya çıktı’ saptamasını yapıyoruz. Ve artık federasyon dışındaki farklı çözüm müzakerelerinin masaya gelmesi gerektiğini savunuyoruz”.

‘İKİ DEVLET BİRBİRİNİ RESMEN TANIMADAN İŞBİRLİĞİNE DAYALI YAKLAŞIMA YÖNELEBİLİRİZ’

Peki, Kıbrıs’ta çözüm hangi modelden geçmeli? Bakan Özersay, Sputnik’in bu sorusuna “İki devletin birbirini tanımasına gerek olmadan işbirliği yaptığı bir yaklaşım çözüm getirebilir” diye cevap verdi. Bakan Özersay “Kıbrıs’ta herhangi bir modelden bahsedildiğinde, bu modeli ‘öcü’ gösteren bir yaklaşım gelişti. O yüzden çözüm konusunda bu kavramları tercih etmiyorum. Ancak federasyon denilen modelin temel mantığı yönetim ve zenginliği paylaşmaktır. Oysa bugün Kıbrıs’ta çözüme ulaşılmadan, tek başına hükümet kabul edilen, Avrupa Birliği’ne (AB) kabul edilen ve Kıbrıslı Türklere de ait doğalgazı tek başına çıkarabilen Kıbrıs Rum yönetimi olduğu için yönetim ve zenginliği paylaşmaya dönük federal çözümler, adada işe yaramıyor. Biz de bu yüzden artık işbirliği yapmaya dönük modelleri konuşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu da adada iki farklı devlet yapılanması olduğu gerçeğini kabul eden ve her iki tarafın da yaşadığı sorunları çözmeye dönük bir model olmalı. Doğalgaz, çevre, sağlık konularında, ara bölgede yaşanan sorunlar, kayıp şahıslar, kültürel miras, turizm ve benzeri konularda işbirliği yapabiliyor olmamız lazım. Bu süreçte de adada iki ayrı yapının, kamusal otoritenin, birini kuzeyi diğerinin de güneyi yönettiği mantığından hareket ederek, belli konularda işbirliği yapabilmeliyiz. Zaman içinde bir güven ve paylaşma iradesi de ortaya çıkarsa, iki devletin işbirliği yapmasına dayanan yaklaşımın daha farklı modellere de dönüşebileceği evrimsel bir model de ortaya koyulabilir. Halkın Partisi olarak biz, iki devletin birbirini tanımaya gerek olmadan, paylaşmaya değil işbirliğine dayalı bir model oluşmasını çok daha gerçekçi buluyoruz. Koalisyon hükümetinin iki partisi olarak ise, federal çözüm önerilerini gerçekçi bulmamak konusunda mutabıkız” ifadelerini kullandı.

‘KIBRIS RUM TARAFI MEVCUT STATÜKODAN MEMNUN, DOĞAL KAYNAKLARI TÜRKLERLE PAYLAŞMAK İSTEMİYOR’

“Uluslararası ilişkilerde etnik uyuşmazlıkların çözüme kavuşması amacıyla mevcut statükodan aynı biçimde rahatsız olması gerekir” diye Özersay “Ancak bugünkü statüko, Kıbrıs Türk tarafını tedirgin ediyor. Kıbrıs Türk tarafı yaşadığı statü sorunu sebebiyle bir ekonomik, kültürel ve siyasal izolasyona maruz kaldığı için Kıbrıs Türk tarafı bu statükonun değişmesini istiyor. Öte yandan, Kıbrıs Rum tarafı, bu statüko değişmese bile, bütün adanın hükümeti, AB’nin tam üyesi muamelesi görmekte ve adanın bütün zenginliklerini tek başına çıkarabilmektedir. Bu sebeple, Rum tarafı açısından ‘Adanın zenginliklerini neden Kıbrıslı Türklerle paylaşayım?’ sorusu haklı bir sorudur. Zira mevcut statüko, Kıbrıs Rum tarafı temsili bir hükümete sahip olmamasına rağmen, sanki bütün adayı temsil eden bir hükümetmiş gibi muamele görmesini sağlıyor” şeklinde devam etti.

‘TÜRKİYE VE KKTC DOĞU AKDENİZ’DE OLDUBİTTİLERE İZİN VERMEZ, AŞIRIYA KAÇAN İSTEKLERİ SÜRERSE GÜNEY KIBRIS’IN BAŞI AĞRIR’

Güney Kıbrıs’ın Fransa’ya bir deniz üssünün kullanımını açması, ABD’nin Rum yönetimine yönelik silah ambargosunu kaldırması ve İngiliz F-35B tipi savaş uçaklarının adada konuşlandırılması gibi gelişmeler sebebiyle Doğu Akdeniz’deki gerilimin tırmandığının ve bu gelişmelerin adayı çözümden uzaklaştırdığının hatırlatılması üstüne Bakan Özersay şu şekilde konuştu:

“Bu bölgede istikrarı tehlikeye sokacak bir biçimde hareketlilik var. Bu hareketlilik, Suriye’yle de ilgili. Rusya Federasyonu’nun Suriye’deki mevcudiyeti ve ABD’nin oraya bakışının yanı sıra İsrail’in Türkiye’ye karşı politikasıyla da ilgili bir durum bu. Demek istediğim şu: Doğu Akdeniz’de güvenlik açısından istikrarı bozabilecek hareketlilik var. ABD’nin Güney Kıbrıs’a yönelik silah ambargosunun kaldırılmaya çalışılması veya Fransa’nın bu bölgeye müdahil olması çabası bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak unutulmamalı ki; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte bu konuları yakından takip ediyor ve bu konularda herhangi bir oldubittiye de müsaade etmemekte kararlı. Bu konuda gerekenler zaten yapılıyor. Ancak eğer Rum tarafının iştahı kabarır ve Türkiye ile KKTC’yi ve her iki tarafın doğal zenginlikler üzerindeki hakkını yok sayan bir tutum içerisinde olursa, o zaman çok büyük hataya düşer. Rum yönetiminin aşırıya kaçan istek, talep ve yaklaşımları Kıbrıs Rum tarafının başının ağrımasına ve pişman olmasına neden olacaktır. Doğu Akdeniz’de barış ve güvenlik hepimizin ihtiyacıdır. Kıbrıs Rum tarafının da, belirli çizgileri aşarsa başının ağrıyacağını unutmamalıdır.”

‘BÜYÜK ENERJİ ŞİRKETLERİNİN İSTİKRAR İHTİYACI, TÜRK VE RUM YÖNETİMLERİNİ MASAYA OTURTABİLİR, BU FIRSAT DEĞERLENDİRİLMELİ’

Güney Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması imzalayarak, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın bütün itirazlarına 2011’de petrol ve doğalgaz aramalarına başlayarak krizi adım adım tırmandırdığının altını çizen Bakan Özersay “Rum tarafı, önce deniz yetki sınırı içeren anlaşmalar yaptı, sonra blokları ilan etti, daha sonra şirketlere arama lisansı verdiler, en sonunda da keşif ve kazı yaptılar. Yani Rum tarafı ‘yapmayın’ dediğimiz her şeyi yaptı ve biz de karşılığında atılması gereken tüm adımları attık. Peki, süreç nereye gidiyor? Kıbrıs Rum tarafı ile Kıbrıs Türk tarafı adına farklı farklı şirketler kazı yapabilir ve belki de ulaşılan kaynakları çıkarabilir. Bu olasılık gerçekleşirse herhangi bir çatışma doğmaz. Ancak bu kaynakları ne şekilde paylaşacağımızın eninde sonunda konuşulması gerekir. Bir başka olasılığa göre, Rum tarafı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yetki verdiği alanlar içerisinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) kazılarını engellemeye kalkarsa, o zaman biz buna izin vermeyiz. Ya da Rum tarafı, Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz yetki alanlarına giren ve kendisinin de hak iddia ettiği tartışmalı bölgeler içerisinde kazı yapmaya kalkarsa, o zaman da Türkiye buna izin vermez. Zaten adanın doğusunda daha önce İtalyan ENİ şirketi bir girişimde bulunmaya çalıştığında bu girişim, Türkiye tarafından engellenmişti. Senaryo hangisi olursa olsun bunların her biri Doğu Akdeniz’de istikrarsızlık yarabilir. Ancak bunun bir fırsatı da barındırdığı unutulmamalı. Neticede büyük enerji şirketleri burada yatırım yaparken bölgede istikrarsızlığın arttığı bir denklem söz konusu. Bu istikrarsız bu şirketlere zarar verecek noktaya gelirse, bu şirketler kendi ülkelerine, Fransa, İtalya, ABD veya Katar’a, gerekli mesajı verebilir. Böylece uluslararası aktörlerin girişimiyle, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum tarafının masaya oturmasının konuşulması için bir fırsat doğabilir. Böylece taraflar anlaşmaya doğalgaz konusuyla başlayabilir” değerlendirmesinde bulundu.

‘AVRUPA BİRLİĞİ RUMLARA, KIBRISLI TÜRKLERLE DOĞALGAZ KONUSUNDA MASAYA OTURMA ŞARTI GETİRMELİ’

Bakan Özersay “21. yüzyılda çatışmanın kendisinden çok daha önemli olan unsur, çatışma riskidir. Çünkü bu bölgede en önemli gelirlerden birisi turizmdir Bu bölgede çatışma ihtimalinin gündemde olması, bu gelire zarar verir. Kıbrıs Rum tarafı bu riski alabilir mi? Sorulması gereken asıl soru bu. Kıbrıs Rum tarafı da Avrupa Birliği de bu kaynakların Kıbrıslı Türklere de ait olduğunun altını çiziyor. Peki o zaman Kıbrıslı Türklere ait olan kaynakları tek başlarına çıkarmaya çalışmaları sonucu, biz de aynı şeyi yapma hakkına sahip olduk. Geldiğimiz noktanın özeti bu. Avrupa Birliği’ne büyük sorumluluk düşüyor. Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum tarafına doğalgaz konusunda şart ilkesi uygulamak durumundadır. Bu, uluslararası şirketler açısından da tek şanstır. Kıbrıslı Rumlara, Kıbrıslı Türklerle doğalgaz konusunda masaya oturma zorunluluğu gelmeli. Tarafların birbirini tanımasını gerektirmeyecek bir geçici uzlaşma bile işe yaracaktır. 2011’de iki taraf elektrik konusunda bir uzlaşıya varmıştır. Bugün doğalgazda da bunu yapabiliriz” ifadelerini kullandı.

‘ULUSLARARASI TOPLUM KIBRISLI TÜRKLERİN SESİNİ DİNLERSE DOĞU AKDENİZ’E BARIŞ GELİR’

Bakan “Her riskin, tehlikenin, istikrarsızlığın ertesinde bazı sorunların çözülmesi için fırsatın doğduğunu düşünüyorum. 50 yıllık monoton ve çözümsüz bir Kıbrıs müzakere süreci bize hiçbir şey kazandırmadığı gibi Kıbrıslı Türklerin sesinin duyulmasında bir engel teşkil etti. Şimdi Doğu Akdeniz’de gelişmeler yaşanıyor. Bu süreçte herkesin Kıbrıslı Türklerin de sesini duyması bu bölgeye istikrar getirecektir. Uluslararası toplum, bunu anladığında Doğu Akdeniz’e huzur gelecek. Çünkü barış ve istikrarın formülü karşılıklı bağımlılıktır” diye ekledi.

Kaynak Sputnik

Bu haber 56 kez okundu.

İKİNCİ SANCAK - 11:20 am A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.