TANZİM

Hasip Sarıgöz - Şubat 20, 2019 5:42 pm A A

Köy önemliydi…

Köylü çok daha önemliydi. Öyle ki, Cumhuriyeti kuranların gözünde milletin efendisiydi

Köy ve köylü, tarım ve hayvancılıkta üretimin öznesi, baş aktörü, dinamosu ve olmazsa olmazıdır.

Ülkemiz daha 15-20 yıl öncesine kadar tarım üretimi yönünden kendi kendine yetebilen, dünyanın sayılı ülkelerinden biriydi. Hatta kendi kendine yetmekle kalmıyor bir de bu ürünleri ihraç ediyordu.

Bu ülke; yabancılara kurdurduğu Nazilli Sümerbank Fabrikası, İskenderun Demir Çelik Fabrikası, Seydişehir Alüminyum Fabrikası, Aliağa Petrol Rafinerisi, Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası, Çayırova Cam Fabrikası ve Artvin Lif Levha Fabrikası ile yine yabancılara inşa ettirdiği Oymapınar Barajı gibi birçok önemli üretim tesisinin bedelini parayla değil ürettiği tarım ürünleriyle ödemişti.

Hiç sorun yok muydu?

Elbette vardı, ama köylerimiz canlı, köylülerimiz ise tarlasının veya hayvanlarının başındaydı ve üretim devam ediyordu.

Peki, o köye ve köylüye ne oldu?

Hükümetlerin yanlış tarım politikaları yüzünden, köylünün üretim giderleri yıllara sari olarak sürekli arttı.

Traktör fiyatları arttı, tamir bakım masrafları arttı, mazot arttı, elektrik, gübre, tohum, ilaç, işgücü, nakliye, sulama giderleri… Neredeyse her şey arttı! Bütün bunlara mukabil fiyatı yeterince artmayan tek şey ürettikleri ürün oldu!

Düşünün bir kere; ürettiği portakalın kilosunu 1 liradan satan bir çiftçinin, çocuğuna 2000 liralık bir cep telefonu alabilmesi için, (üretim giderlerini de düşünürsek) 3000 kilodan fazla portakal satması gerekiyor! Peki, hayat ve geçim yalnızca telefon almaktan mı ibaret?

Ürettiği üründen kar edemeyen köylü ne yapsın? Ürününün fiyatını arttırmak istedi!

“Vay sen misin o” diyen son dönemin hükümetleri hemen harekete geçti ve her zamanki “ben yaptım oldu”, “hizaya getirme” ve “haddini bildirme” zihniyetiyle, fiyatı arttırmak zorunda kalan köylüyü terbiye etmeye kalktılar!

En sevdikleri sopa ise ithalat sopası oldu.

Maalesef ki, her ithalat hamlesinde de köylü biraz daha zayıfladı!

Baktı ki köylü attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmiyor, o da ekip dikmekten vaz geçti! Bir asgari ücret uğruna yerini yurdunu terk edip betonlaşmış şehirlere koştu. Koştu ama umutları orada da boştu!

Sonuç olarak köylerimiz boşaldı, bağlarımız bahçelerimiz sessizleşti, tarla ve meralarımız ise iyice ıssızlaştı. Ne eken kaldı ne diken!

Rakamlar yalan söylemez.

2007 yılında köylerde yaşayan toplam nüfusumuz 20 milyon iken, şimdi sadece 6 milyon ve üstelik son 10 yıllık nüfus artışına rağmen bu böyle!!!

Her yıl 4,2 milyon hektarlık, yani Hollanda ülkesi kadar tarım alanımızı nadasa bırakıyoruz (Yani boş bekletiyoruz). Üstelik bir yüz ölçüm olarak Hollanda’nın 19 katı büyüklüğündeyiz. Ama ne yazık ki, bizim 19’da birimiz kadar olan Hollanda dünyanın en büyük ikinci tarım ihracatçısı. Türkiye bir yılda 10-15 milyar dolarlık tarım ürünü satabilirken, Hollanda’nın ihracat geliri tam 100 milyar dolar.

Sadece Hollanda da değil. 357,021 km²’lik bir yüz ölçüme sahip sanayi devi Almanya, 814.578 km² yüz ölçümüne sahip olan bizden çok daha fazla tarım ürünü satıyor.

Kelime anlamı olarak “TANZİM”: Nizama sokma, düzeltme, düzenleme, düzen verme, yoluna koyma ve ayarlama demektir. Diğer yandan; devlet işlerini, üretimi, tüketimi, geliri, gideri, ekimi dikimi ve daha birçok konuyu TANZİM etmek ise, hükümetlerin görevidir.

Peki, siz ne yaptınız?

Köye ve köylüye sahip çıkabildiniz mi? Hayır!

Yıkıcı ve yok edici ithalat politikaları yerine, köylü ve çiftçiye mali, teknik ve bilimsel destek verecek politikaları hayata geçirebildiniz mi? Hayır!

Mesela köylünün bütün toprakları için bedava toprak analizi yaptırabildiniz mi? Mesela köylü kara düzen gübre almaya geldiğinde, aynen bir reçete gibi toprak analiz raporunu isteyebildiniz mi? Hayır!

Eğer yapabilseydiniz; çiftçimiz elindeki toprağa ne zaman ne ekeceğini, ne kadar sulayacağını ve hangi gübreyi hangi zamanda ve ne kadar atacağını bilirdi. Topraklarımız durduk yerde çoraklaşmazdı.

Kuzum, siz yerli tohuma sahip çıkabildiniz mi? Halkımızı ve çiftçimizi GDO’lu tohumların zehirleyici ve kanserojen etkilerinden koruyabildiniz mi? Kanser artık neredeyse her eve girdiğine göre, tabi ki hayır!

Hayır, çünkü işte daha üç gün önce topraklarımızın zehirlendiği gerekçesi ile tam 25 ilde patates ekimini yasakladınız. Zehirlenen sadece topraklarımız mı? Suyumuz zehirlenmedi mi, derelerimiz birer birer ölmedi mi? Domateste, mısırda, pirinçte ve daha birçok üründeki benzer problemler için için kanayan tarım yaralarımız değil mi?

Bütün dünya bilir, çocuğa sorsanız bilir, tarımdaki üretim; ekimle, dikimle, makineleşme ve fabrikalaşma ile olur.

Siz ne yaptınız?

Mesela, gerekli ıslah çalışmalarını yapmadan dere yataklarına altyapısız seralar kurdurdunuz! Altyapısız üst yapıyı ise günü geliyor sel vuruyor, günü geliyor hortum vuruyor. Zayıf üst yapı, bırakın hortumu küçük fırtınalara bile dayanamıyor, hiçbir şey vurmasa havalar biraz sıcak gitse sıcak vuruyor. Yeterli havalandırması olmayan seralarda oluşan nem nedeniyle mantar vb. hastalıklar baş gösteriyor, onu önlemek için ilaç kullanıyorsun, bu sefer de ürünlerde kimyasal kalıntı derdi! Yani aşağı tükürseniz sakal, yukarı tükürseniz bıyık… İleri tüküreceksiniz ama ona da mecaliniz yok.

Sadece şehirlerimize değil, tarım alanlarımıza da ihanet ettiniz. Verimli tarım alanlarını ve meraları sırf rant uğruna imara açarak topraklarımızı öldürdünüz ve adeta birer mezar taşı gibi bir sürü beton bina diktiniz!

Damızlık diye dışarıdan getirdiğiniz ineklerin, her seferinde üretime değil kasaba gitmesine göz yumdunuz!

Neyin ne kadar ve ne zaman ekilip ekilmeyeceğini bir türlü TANZİM edemediniz. İşte o yüzden ürün ya altın kadar değerli oldu ya da tarlada / dalında çürüdü!

Tarım sigortalama sistemini yeterince geliştiremediniz! Mesela yağmur, fırtına veya hortumdan hasar gören seraların yüzde kaçı sigortalıdır? Öyle görünüyor ki sadece 3’te 1’i, peki ya diğerleri? Hasar gören seralar şimdi nasıl onarılacak?

Üretici birlikleri kurdurdunuz ama bu birliklere ürünlerini doğrudan pazarlama yetkisi vermeyerek, üreticiyi kabzımala siz mahkûm ettiniz!

En son darbeyi ise şeker fabrikalarımızı kapatarak/satarak vurdunuz! Sorun köylüye, köylü diyor ki: Pancar yoksa şeker de yok (ama NBŞ var), küspe de yok, küspe olmayan yerde ise hayvan üretimi yok.

TÜİK rakamlarına göre bile işsizlik %12,3, genç işsizlik çok daha fazla, her 4 gençten 1’i işsiz! Bu işsizlik rakamlarında sizin tarım politikalarınızın önemli bir payı yok mu?

Siz bütün bunları TANZİM edebildiniz mi ki, TANZİM satış mağazaları kuruyorsunuz? Üstelik 15 milyon nüfuslu bir şehre 70-80 TANZİM satış mağazası kurup, halkın PTT’sini de bu işe alet edip zararına satışlar yaparak, seçime kadar halkın gözünü boyamaya çalışıyorsunuz!

Ve diyorsunuz ki; halciler teröristtir, kabzımallar ve aracılar haindir, pazarcı esnafı fırsatçı, hükümet düşmanı ve yine teröristtir.

Her şeyi ağzınıza geldiği gibi diyorsunuz da, şimdi deyin bakalım, siz üreticinin üretim giderlerindeki can alıcı fiyat artışlarını hükümet olarak TANZİM edebildiniz mi?

Hadi 2018 yılında artan fiyatlara bir bakalım:
– Enerji: Yüzde 85 zamlandı.
– Mazot: Yüzde 85 zamlandı.
– Gübre: Yüzde 110 zamlandı.
– Tohum: Yüzde 85-95 zamlandı.
– Zirai ilaç: Yüzde 100 ve üzeri zamlandı.
– İş gücü: Yüzde 30 zamlandı.
– Nakliye: Yüzde 80-85 zamlandı.

Görüyorsunuz, can dayanır gibi değil!

Şimdi bu maliyet artışlarına rağmen; meyve sebzeyi pahalıya satan kabzımal, halci ve manav esnafı terörist ve hain!

İyi de; tam 17 yıldır dediğim dedik çaldığım düdük zihniyetiyle ve tek başlarına bu ülkeyi iyi yönetemeyenler, birleştirici olmaları gerektiği halde milleti karpuz gibi ikiye ayıranlar, üretim tesislerimizin hepsini bir bir satanlar, köylünün ve çiftçinin üretim giderlerini sürekli arttıranlar ya da bu artışları TANZİM edemeyenler ne oluyor?

Deyin hele?

Onlar çok mu vatansever?

Hasip Sarıgöz

Bu haber 87 kez okundu.

Hasip Sarıgöz - 5:42 pm A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.