DÖNÜŞÜM

Hasip Sarıgöz - Şubat 2, 2019 7:57 pm A A

Sene 1900, devir Abdülhamid devriydi.

Belçikalı bir hekim tarafından Sultan Abdülhamid’e; Afyonkarahisar’da “Ekşi Su” diye bilinen, şifalı bir su kaynağının var olduğu bildirildi.

Bunun üzerine, Sultan Abdülhamid tarafından; tarihi beş bin yıl öncesine dayanan bu ekşi su kaynağının incelenmesi maksadıyla Bakteriyolog Ömer Fuat Bey Afyon’a görevlendirildi. Ömer Fuat Bey’in Afyon Kazlıgöl’de yaptığı incelemelerden sonra aldığı su numuneleri Payitaht ’ta analiz edilmek üzere Hamidiye Etfal Hastanesine götürüldü.

Gelen numuneler; Hastane Kimyageri Dr. Ali Rıza Bey tarafından analiz edildi ve sonuç raporu 02 Ocak 1903 tarihinde yayınlandı. Analiz Raporunda: “Bu suyun mide, barsak, karaciğer, böbrek ve mesane hastalıklarıyla deri hastalıklarına ve göğüs hastalıklarına şifalı etkilerde bulunabileceği” belirtilmekteydi.

Bu rapor üzerine, Afyon’dan getirtilen ekşi su (madensuyu); Hamidiye Etfal Hastanesi ile Yıldız ve Gümüşsuyu Hastanelerinde hastalar üzerinde kullanılarak denendi ve şifalı olduğu bu hastaneler tarafından da onaylandı.

Verilen raporlara, analiz ve deneme sonuçlarına çok sevinen Padişah, bu madensuyunun her türlü vergiden muaf tutularak Anadolu Şimendiferiyle Başkent İstanbul’a ücretsiz olarak nakledilmesini buyurmuş ve ayrıca imtiyazını da Hamidiye Etfal Hastanesine vermişti.

Yıl 1902 idi ve şişelenerek satılmaya başlanan Afyonkarahisar Ekşi Suyu’nun ticari marka olarak ilk adı “Hamidiye Etfal Hastane-i Âlisi Karahisar-ı Sahip Madensuyu” idi.

Madensuyunun imtiyazı, II. Meşrutiyet’ten sonra hastanenin idaresi ile birlikte 1909’da Müessesat-ı Sıhhiye-i Hayriye Müdürlüğü’ne geçti. Adı: “Kâffe-i menâfi ve hasılatı Müessesât-ı Hayriye-i Sıhhiye Karahisar Madensuyu” idi.

1912 yılında alınan bir kararla imtiyaz yeniden Etfal Hastanesi’ne verildi. Ama artık Hastane’nin adı Abdülhamit değil “Şişli Etfal Hastanesi” idi. Bu dönemdeki adı da “Şişli Etfal Hastanesi Karahisar-ı Sahip Madensuyu” idi.

Aradan zaman geçti. 1’nci Dünya Savaşı’ndan sonra maden suyunun işletme hakkı bu defa Afyonkarahisar il özel idaresine verildi. Adı: “Afyonkarahisar İl Özel İdaresi Madensuyu” oldu.

1924’ten 1926’ya kadar olan iki yıllık dönemde ise madensuyu kaynağı özel sektör tarafından kiralanıp çalıştırıldı. Adı: “Afyonkarahisar Madensuyu” idi.

Nihayet, 17 Ekim 1926 tarihinde Atatürk’ün emirleriyle, Afyon maden sularının imtiyaz hakkı TÜRK KIZILAYI’na verildi. Amaç: Kara gün dostu olan bu vefakâr kurumumuza gelir getirmesi, bu gelirle Kızılay’ımızın her yönden gelişip modernleşmesi ve Allah’ın ülkemize bahşettiği bu şifalı suyun, kamu yararına kullanılarak bütün yurttaşlara ulaştırılmasıydı.

Adı: Önce “Kızılay Madensuyu”, sonra da “TÜRK KIZILAYI MADENSUYU” oldu.

Bütün bunları niye mi anlattım?

“Efendim, madensuyu çok yararlıdır, şöyle şifalıdır, böyle şifalıdır, bol bol için, genç ve zinde kalın” diye değil.

Siz yine de bol bol için. Ama bütün bunları anlatmam size bir dönüşümü anlatabilmek içindi.

Nasıl mı?

Anlatayım:

Şüphesiz ki, her şeye kadir yüce Allah dileseydi dünyadaki bütün insanları tek bir millet olarak yaratabilirdi. Hatta sadece tek millet değil; tek dil, tek renk ve tek ümmet olarak da yaratabilirdi. Ancak yüce yaratıcımız bizleri ayrı ayrı renklerde, ayrı ayrı dillerde ve ayrı ayrı milletler halinde yaratmayı takdir etmiştir. Peygamber efendimiz ise “Sizin en hayırlınız, kavminin zulüm ve haksızlıklarını destekleme gibi bir günah işlemeden kendi soyunu müdafaa eden kimsedir” demek suretiyle İslam’ın milliyete olan bakış açısını hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur.

Bu duruma göre; herhangi bir milletin milliyetini yok saymak, aşağılamak, milli kimliğini ve adını silmeye çalışmak, üstelik bir de bunu din adına yapmaya kalkışmak hiç kimsenin haddi değildir. Her insanın bir adı olduğu gibi milletlerin de kendilerine has adları ve kültürleri vardır. Üstelik bu ad; yüce yaratıcı dışında hiç kimsenin lütfetmesiyle ya da birilerinin zorlamasıyla ortaya çıkan bir simge olmayıp, o milletin tarihinin, kültürünün, inancının, meziyetlerinin, değer yargılarının ve milli karakterinin çok özel bir ürünü olarak ortaya çıkan sosyolojik bir olgudur.

Allah ve Peygamberi dahi milliyet olgusunu yok saymazken, buna kim veya kimler tevessül edebilirdi ki? Üstelik bu millet; hiçbir zaman sapkınlığa düşmemiş, kültürü, düşünce ufku ve icraatları içerisinde, hiçbir zaman ırkçılığı barındırmamış, yüzyıllar boyunca İslam’ın yüce gayelerine hizmet etmekten geri kalmamış ve İslam sancağını kıtalardan kıtalara taşımak suretiyle yüce Allah’ın takdirine ve sevgili Peygamberimizin de övgülerine mazhar olmuş bir millet olsun.

Ama oldu işte! Her nedense birileri, Türklüğe ve Türk milletine neredeyse düşman kesildiler! İçerideki ve dışarıdaki Türk düşmanlarının tartışmasız olarak bir araya gelebildikleri konu “Türk Adını Silme Planı” oldu!

Önce Türk adını ağızlarına almamaya, sonra da her yerde Türk ve Türk’e ait ne varsa silmeye başladılar. Bizzat Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı tarafından her türlü milliyetçilikle birlikte “Türk milliyetçiliğinin de ayaklar altına alındığının” ve dönemin Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu tarafından “Türk milliyetçiliği ile hesaplaşmanın zamanının geldiğinin” açıklanmasıyla birlikte Türk adına, Türklüğe ve Türk milliyetçiliğine yapılan saldırılar hız kazandı. 2013 ve 2014 yılları bu konuda en karanlık yıllar oldu.

Ne yazık ki, bu saldırılardan Kızılay Madensuyu şişeleri de payını aldı. Yukarıda kısaca tarihçesini vermeye çalıştığım Türk Kızılayı’nın maden suyu şişelerinin üzerindeki “Türk” adı da bu saldırılar kapsamında kazındı ve silindi!

Adı: “Kızılay Maden Suyu” yapıldı!

Konuyla ilgili olarak bir açıklama yayınlayan Türk Kızılayı, güya; “sodada imaj değişikliği için isminden ‘Türk’ ibaresini çıkardıklarını” belirtti. Yerseniz…

Bu imaj değişikliği ile kaç kasa fazladan maden suyu satıldığı ise merak konusudur. Çok akıllı beyler! Türk’ü attınız! Peki, kaç şişe fazladan sattınız?

Bitti mi?

Ne yazık ki hayır!

Son günlerde yalanlar üzerine “Nostaljik” diye yeni bir şişe çıkardılar.

Üzerine “Hilal-i Ahmer” yazdılar, hemen bu yazının altındaki Kızılay simgeli amblemin etrafını da Arapça yazılarla doldurdular. Amblemin altına da bir zahmet Türkçe ile “Kızılay” yazdılar.

Alın size nostaljik şişe…

Üzerindeki TÜRK birilerine battı!

Yüreklerimizi kanata kanata ve üstelik de kanırta kanırta kazıdılar! Sadece “Kızılay Maden Suyu” kaldı. Bununla da yetinmediler. Bir de yalanlar üzerine, nostaljik şişe çıkardılar.

Yalanlar üzerine diyorum. Çünkü bu madensuyu işletmesinin adı, Osmanlı dönemi de dâhil hiçbir zaman “Hilal-i Ahmer” olmadı ki.

Evet, mana olarak Hilal-i Ahmer de Kızılay demek, ama Arapça…

Peki, o zaman gerçek amaç ne?

Ne yazık ki, dış düşmanlar ile içimizdeki kanı bozuklar tarafından Türk kimliğine yapılan saldırılar, amansız bir şekilde ve çok yönlü olarak devam ettirilmektedir.

Bir milletin milli kimliğini, o milletin dili, kültürü ve demografisi, yani nüfus yapısı belirler.

Savaşların, sonucu en kesin ve etkisi en kalıcı olanı ise demografik ve kültürel savaştır. Çoğu zaman ise bu savaşın adı dönüşümdür.

İşte bu yüzden Türk’e: Doğu Türkistan’da Çinlileşmek, Avrupa’da Almanlaşmak, Orta Asya’da (adı Türk olmasın da ne olursa olsun anlayışıyla) Azerilik, Kırgızlık, Kazaklık; Anadolu’da ise, Kürtleşmek ve Araplaşmak dayatılıyor!

Güzel ülkemizin Arap mültecilerle bilinçli olarak doldurulduğunu bilmiyor musunuz?

Bu Araplara gün be gün vatandaşlık verildiğini fark etmiyor musunuz?

Mültecilerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerimizdeki Arapça tabelaları görmüyor musunuz?

“Türk Arap’sız olmaz” diyenleri duymuyor musunuz?

Açın gözünüzü!

Görün artık!

Madensuyu şişelerindeki değişim ve dönüşüm, ne yazık ki sadece şişelerdeki dönüşüm değildir.

Aslında bu dönüşüm, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndeki hazin bir dönüşümdür!

Araplaşma dönüşümü!

Hasip Sarıgöz

Bu haber 61 kez okundu.

Hasip Sarıgöz - 7:57 pm A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.